26 Nisan 1986’da 4 numaralı reaktörün erimesini takip eden aylar, yıllar ve hatta on yıllar boyunca Çernobil nükleer kazası her anlamıyla bir felaket olmaya devam etti; yüz milyarlarca dolarlık hasara yol açtı, yaygın çevresel kirliliğe neden oldu ve muhtemelen binlerce insanın ölümüne sebep oldu. İnsanlık tarihindeki bir felaket olarak yeri tartışılmaz. Son yıllarda ise Çernobil, daha spesifik olmak gerekirse Çernobil Yasaklı Bölgesi (ÇYB), bilim insanlarının radyasyona uzun süreli maruz kalmanın yerel yaban hayatı üzerindeki etkilerini analiz ettiği yaşayan bir laboratuvara dönüştü.
Araştırmacılar bu fırsatı boşa harcamadı. Nematod mutasyon oranlarını, kuş popülasyon büyüklüğünü, sarıçam büyüme modellerini, vole fibroblastlarını, mantarların radyasyon direncini ve yerel vahşi köpek popülasyonunda görülen ince ama kafa karıştırıcı değişimleri incelediler ancak ÇYB sakinleri arasındaki en çarpıcı fiziksel değişim muhtemelen Doğu ağaç kurbağasına (Hyla orientalis) ait; ÇYB içindeki kurbağaların derisi, aynı türün bölge dışındaki kurbağalarına kıyasla daha koyu. 2022’de yapılan bir çalışma, bu kurbağalarda koyu deriyi oluşturan artan melanin üretiminin radyasyon hasarını emip dağıttığını belirledi.
2022 tarihli çalışmanın iki yazarı o dönemde The Conversation için şöyle yazdı: “Koyu kurbağalar radyasyondan daha iyi sağ çıkmış ve daha başarılı şekilde üremiş olabilir. Kazadan bu yana ondan fazla kurbağa nesli geçti ve klasik, ancak çok hızlı bir doğal seçilim süreci, Çernobil Yasaklı Bölgesi içinde bu koyu kurbağaların artık türün baskın tipi olmasını açıklayabilir.”
Bu kurbağalar ve çevredeki ÇYB, nesiller arası mutasyonları izlemek için hayati bir ekosistem olmayı sürdürürken, yüksek arka plan radyasyon seviyelerinin şaşırtıcı derecede dirençli bir popülasyonu incelemek için ilginç bir fırsat sunduğu tek yer burası değil. Dose-Response dergisinde yayımlanan yeni bir inceleme çalışması, ÇYB’deki radyasyon direncini yüksek arka plan radyasyon seviyelerini ve bunların insan popülasyonları üzerindeki etkilerini analiz eden çalışmalarla karşılaştırıyor. Örneğin İran’ın Ramsar kenti, dünyadaki en yüksek arka plan radyasyon seviyelerinden bazılarına sahiptir. Yerel jeoloji ve hidrojeoloji nedeniyle Ramsar’ın belirli bölgeleri 260 mSv’nin üzerine çıkabiliyor; söz konusu değer radyasyon alanlarında çalışan kişiler için yasal seviyenin 10 katından fazla.
Tuhaf bir şekilde, 2002 yılında yapılan bir çalışmada Ramsar’da yaşayan insanlar test edildiğinde, bilim insanları kontrol popülasyonlarına kıyasla daha az kromozomal sapma buldu ve hücrelerinde artmış DNA onarım aktivitesi gözlemledi. Benzer radyasyon adaptasyonları güneybatı Hindistan’daki Kerala ve Brezilya’daki Guarapari dahil olmak üzere diğer yüksek arka plan radyasyon bölgelerinde de bulundu.
Yazarlar şöyle yazıyor: “Ramsar sakinleri ile Çernobil kurbağaları arasındaki paralellik, organizmaların zorlu ortamlara uyum sağlamak için kullandığı çeşitli stratejileri vurguluyor. Ramsar sakinleri dahili hücresel adaptasyonlar geliştirirken, Çernobil kurbağaları görünür bir dış değişim sergiliyor. Her iki örnek de türlerin çevresel stres faktörlerine yanıt olarak hayatta kalma şansını artırmak için biyolojilerini ve fiziksel özelliklerini değiştirdiği adaptif evrim ilkesini gösteriyor.”
Yazarlar ayrıca hem kısa süreli (Çernobil) hem de uzun süreli (Ramsar) radyasyona maruz kalmanın hâlâ “yaşamın kendisine yerleşik temel bir direnç” ortaya koyduğunu ve bu direncin daha fazla incelenmesiyle bilim insanlarının radyobiyoloji ve uzay tıbbında önemli ilerlemeler sağlayabileceğini belirtiyor.
Kaynak: https://www.popularmechanics.com/science/animals/a70165846/chernobyl-frogs-humans/
