Çoğumuz insan algısının beş temel duyuya dayandığı fikriyle büyüdük ancak görme, işitme, dokunma, tatma ve koklamanın insan deneyimini tam olarak açıklamaya yetmediği giderek daha net biçimde ortaya çıkıyor.
Algımız çok daha karmaşık ve çok katmanlı bir yapıya sahip. Oxford University bünyesindeki Crossmodal Laboratory’de çalışan psikolog Charles Spence, insanların aslında 22 ila 33 arasında farklı duyuya sahip olabileceğini öne sürüyor. Spence, birden fazla duyunun aynı anda devreye girdiği algısal süreçler, tüketici psikolojisi ve duyusal illüzyonlar üzerine çalışmalar yürütüyor.
Özduyum (propriyosepsiyon), vücudun uzaydaki konumunu görsel bilgiye ihtiyaç duymadan algılamasını sağlıyor. Yürürken ayağımızın nereye bastığını hissetmemiz, ağır bir nesne kaldırırken dengemizi koruyamız veya kaşınan bir noktaya bakmadan dokunabilmemiz özduyum sayesinde mümkün oluyor. Hareketlerin akıcı biçimde öğrenilmesi ve farkındalığı ifade eden kinestezi de aynı mekanizmaya dayanıyor. Piyano çalarken tuşlara bakmadan doğru notalara basabilmek, öğrenilmiş hareketlerin özduyumla otomatikleşmesine iyi bir örnek oluşturuyor.
İç algı (interosepsiyon) ise dikkati dış dünyadan ziyade vücudun içine çeviriyor. Kalp atışını hissetmek, ağrıyı fark etmek veya içsel dengeyi algılamak iç algının temel işlevleri arasında yer alıyor. Süreç, vagus siniri üzerinden beyin sapına iletilen sinyallerin, parabrachial nucleus bölgesinde ayrıştırılması ve hayati organlardaki duyusal nöronlardan gelen verilerle bütünleştirilmesiyle işliyor.
Vücudun bize ait olduğu hissi de tek bir duyudan değil, farklı duyusal girdilerin birleşiminden doğuyor. Lastik el illüzyonu olarak bilinen deneyde, gerçek el gizlendiğinde beynin kısa sürede yapay bir eli vücudun parçası olarak kabul edebildiği gösteriliyor. Deneye katılanların büyük bölümü bir dakikadan kısa sürede cansız elin kendilerine ait olduğu hissini yaşıyor. Buna karşılık, inme geçiren bazı hastalarda kol ya da bacağın vücuda ait olmadığı algısı ortaya çıkabiliyor.
Çok duyulu algı yalnızca biyolojik değil, günlük deneyimleri de doğrudan etkiliyor. Japonca’da “materyal kalitesi hissi” anlamına gelen shitsukan kavramı, bir nesnenin nasıl algılandığını belirleyen duyusal bütünlüğü tanımlıyor. Kokunun tat algısına büyük katkısı nedeniyle, çilek gibi aromalar çoğu zaman sadece koku yoluyla tanınabiliyor. 2007 yılında yapılan bir deneyde, aynı aromaya sahip olmasına rağmen daha yoğun kıvamlı yiyeceklerin daha az lezzetli algılandığı görüldü.
Kokunun etkisi tatla da sınırlı kalmıyor. 2009’da gerçekleştirilen bir başka çalışmada, gül kokulu şampuan kullanan katılımcılar saçlarının daha ipeksi olduğunu belirtirken, kullanılan ürünün kokusuz versiyonla birebir aynı formüle sahip olduğu ortaya çıktı.
En temel sandığımız duyular dahi aslında birden fazla bileşenin birleşiminden oluşuyor. Dokunma, sıcaklık, basınç ve doku hissini bir araya getiriyor. Tat ise dildeki tat tomurcuklarının algıladığı tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami sinyallerinin koku ve dokunma duyusuyla birleşmesiyle şekilleniyor.
Tüm bu ek duyular, insan algısının sanıldığından çok daha geniş, karmaşık ve keşfedilmeyi bekleyen bir alan olduğunu gösteriyor.
Kaynak: https://www.popularmechanics.com/science/health/a69924406/33-senses/
